Cien Anos De Soledad...
Senin yazılamazlığın oturdu sonra karşıma. Sigara kokan şarkılar içerken tuzdan yollarda sürgünler akıtmıştım gözlerimden. Bu yollardan gelmiştim sana. Karşımdaydın işte şimdi, darmadağın olmuş bir aşk şiiri gibiydin. Şehvetle okumaya başladım bu şiiri. Senin en yalnız, en çaresiz yanına sarıldım sonra. Sen ise bütün hüznünle, umutsuzluğunla kıvranıyordun kollarımda. Terli çıplaklığına bütün karanlığımla gömülüyordum. Sonra mum alevi gibi kavrulan gözlerine baktım, yemyeşil bir ormandı gözlerin, yeşillikler arasında kalmış ıssız bir evdi, evin içinde yalnız bir insandı ya da, oturmuş sigara yakıp kahve içerken bir şeyler yazıyordu, gözlerinde ışıl ışıl damlalar vardı belki dinlediğimiz şarkılardan kalma. Bu yaşlar senin miydi, benim miydi, yoksa o adamın mıydı anlayamadım. Yoksa dedim titrek bir sesle, yoksa bu hikâyeyi mi yazıyor bu adam. Eğer bu bir masalsa o zaman ben, sen diye bir yokluğa mı sarılıyorum, bir bilinmezin dudaklarını mı öpüyorum, kendi gözyaşlarımı mı içiyorum terin diye, yoksa ben sen diye kendime mi kanıyorum gülüm bilemiyordum. Yüzü ne kadar da aşina bu adamın, karanlığı ne kadar tanıdık… Omuzları nasılda ezilmiş düşlerinin yok olmuşluğunu taşırken uzak kentlere. Her kentin adını sensizlik koyarak…Evet gülüm bu telaşlı halimizle senin kokunu içime çekerken bunları düşünüyordum. Biz senin gözlerindeki bir adamın kaleminden döküldüysek eğer, biz birer düşteysek, öyleyse eğer neden bu adam acı yüklü bir kelime yığınına benziyordu peki, ve bu adam neden ağlıyordu gülüm, anlayamıyordum...
